Kapadokya Otelleri

Konaklama Türü
Fiyat Aralığı
 
Konaklama Türü
Fiyat Aralığı

Kapadokya Otelleri Hakkında

60 MİLYON YILLIK BİR ŞAHESER: KAPADOKYA

Elbette dünyanın başka bölgelerinde, hatta Türkiye’de dahi farklı yerlerde peri bacaları bulunuyor. Ama hiçbir yerde Kapadokya’daki kadar yoğun bir şekilde göremezsiniz. 60 milyon yıl önce, Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgarın aşındırmasıyla oluşmuş, tam anlamıyla bir şaheser Kapadokya. Şaheser diye boşuna demiyoruz; Kapadokya, Times’da yayımlanan “Dünyanın Yeni 25 Harikası” listesinde 5. sırada bulunuyor ve 1985’ten beri de UNESCO Dünya Kültür Mirasları Listesi’nde yer almakta.

Kapadokya; sadece doğal yollarla oluşan peri bacalarıyla değil; bu bacaların içine oyulan yer altı şehirleri ve geçmişte bu şehirlerde yaşanılanlarla da gizemli bir yer. Oldukça geniş bir bölgeye yayılan Kapadokya’da; özellikle mağara otellerinden oluşan Kapadokya merkez otellerini, konaklama seçeneklerinizde ilk sıraya yazmanızı öneririz. Beş yıldızlı otellerden pansiyonlara kadar pek çok seçeneğinizin olacağı Kapadokya’da; Ürgüp, Göreme, Uçhisar, Ortahisar ve Avanos ilçelerinde bulunan Kapadokya otellerinde de kalabilirsiniz. Kapadokya otel fiyatları; büyüleyici mağara otellerinden butik otellere kadar, her bütçeye uygun seçenekler sunmaktadır.

KAPADOKYA’DA NEREYE GİDİLİR, NE YAPILIR, NE YENİR

Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Kapadokya, Hititler döneminde oldukça zengin ve gözde bir merkez haline gelmiş. MÖ 6. yy’a gelindiğindeyse Pers İmparatorluğu bölgeye, “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelen bugünkü adını vermiş. MÖ 332’de Büyük İskender bölgeyi ele geçirip Kapadokya Krallığı’nı kurmuş. MÖ 17’de ise bu sefer Roma İmparatorluğu yerleşmiş Kapadokya’ya ve Kapadokya’nın ünlü yeraltı şehirlerinin hikayesi de bununla beraber başlamış.

3. yy’da, Kapadokya’ya Hristiyanlar gelir ve bölge, onlar için bir eğitim ve düşünce merkezi haline gelir. Ne var ki henüz Hristiyanlığı benimsememiş olan Roma’nın, Hristiyanlar üzerindeki baskıları giderek artar. Bu dönemde, Kapadokya’nın peri bacalarına oyulan kaya evleri ve kiliseler, pagan Roma’nın baskılarından kaçan erken dönem Hristiyanlarına sığınak, ibadet ve yaşam alanı olur. Sonunda bölge, 11. ve 12. yüzyıllarda önce Selçukluların, sonra da Osmanlı’nın eline geçer.

Bu büyülü, eşsiz bölgede, görülmesi gereken çok fazla yer var elbette. Örneğin, Kapadokya turunuza; Göreme Açık Hava Müzesi’yle başlayabilirsiniz. Burada, manastır hayatının başladığı, Roma’nın baskılarından kaçan Hristiyanların kayalar oyduğu çok sayıda kilise, şapel ve yaşam alanları bulunmakta. Kızlar-Erkekler Manastırı, Elmalı Kilise, Çarıklı Kilise, Karanlık Kilise, Aziz Barbara ve Aziz Basil Kiliseleri, sahip oldukları eşsiz fresklerle ve bulundukları coğrafyayla bütünleşen yapılarıyla sizi büyüleyecektir.

Ardından; Uçhisar’dan başlayıp Göreme’ye kadar uzanan Güvercinlik Vadisi’ni de mutlaka görmelisiniz. Bölge, adını kayalara oyulmuş güvercin yuvalarından almış. 9. yy’a kadar bölgede yaşayan halk, güvercinlerin gübrelerini üzüm bağlarında, yumurtalarını da fresk yapımında kullanmış.

Kayısı ağaçlarının ve üzüm bağlarının arasında, 7. yy’da yapılan Üç Haçlı Kilise’yi ve Ayvalı Kilise’yi görebileceğiniz Güllüdere Vadisi, peribacalarının güzelliğine sonuna kadar şahit olabileceğiniz yürüme parkuruyla görülmesi gereken yerlerden.

Örencik’ten başlayıp Göreme-Avanos yoluna kadar devam eden, Bağlıdere Vadisi olarak da bilinen Aşk Vadisi’ni; 5600 metrelik uzunluğa sahip, Sarnıç Kilisesi, Görkündere Kilisesi, Saklı Kilise ve El Nazar Kilisesi’ni de görebileceğiniz Zemi Vadisi’ni; rivayete göre Aziz Simeon’un 15 yıl inzivada yaşadığı söylenen Paşabağ Rahipler Vadisi’ni; Perili Vadi olarak da adlandırılan, pek çok farklı hayvana benzetilen farklı siluetlerdeki peribacalarına sahip Devrent Vadisi’ni; Üzümlü, Balıklı ve Geyikli Kiliselerinin de bulunduğu Zelve Vadisi’ni; 5. yy’da yapılmış  Vaftizci Yahya ve Çavuşin Kilisesi’nin de bulunduğu, devasa bir kaya kütlesinin altına kurulmuş olan Çavuşin Köyü’nü ve MÖ 4. yy’da yapıldığı düşünülen Özkonak Yeraltı şehri’ni de görülecekler listenize eklemelisiniz.

Ayrıca; Kapadokya bölgesini tümüyle ayaklarınızın altına seren Uçhisar Kalesi’ni; Peribacası Deresi diye de anılan ve kayalara oyulmuş çok sayıda evin de bulunduğu Cevizli’yi; yedi katlı olan, içinde tünellerle birbirine bağlanan çok sayıda oda ve mahzen bulunan Tığraz Kalesi’ni; 13. Yy’da Selçuklu hükümdarı İzzettin Keykavus tarafından yaptırılan Sarıhan Kervansarayı’nı; 1202 yılında Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmış Alaaddin Camii’ni de görmeden Kapadokya’dan ayrılmamalısınız.

Kapadokya, dünyanın en farklı müzelerinden birine de ev sahipliği yapıyor. İçinde 16.000 civarında kadın saçının sergilendiği 500 metrekarelik bir mağarada bulunan Avanos Saç Müzesi, bu özelliğiyle 1998’de Guinness Rekorlar Kitabı’na da girmeyi başarmış. Kapadokya Sanat ve Tarih Müzesi’nde de bölgenin tarihi ve kültürü, 200’den fazla kostüm giydirilmiş bebekle anlatılmaya çalışılmış. Görmeye değer.

Kapadokya’ya kadar gelmişken, ünlü Ihlara Vadisi’ni de görmeden olmaz. 120 metre derinlikte ve 14 kilometre uzunluktaki kanyona, 397 basamaklı bir merdivenden inerek ulaşılıyor. Sonunda göreceğiniz güzellikler ile buna fazlasıyla değdiğini göreceksiniz.

Buraya sığdıramadığımız çok sayıda yeraltı şehrine, kiliseye ve doğal güzelliklere sahip bir bölge Kapadokya. Bu şaheseri gökyüzünden görmek isterseniz ise 1500 metreye kadar yükselebilen sıcak hava balonlarını mutlaka denemelisiniz. Turlar ortalama bir saat sürüyor.

Sadece bir güne sığdıramayacağınız Kapadokya seyahatinizde, bu zengin tarihinden de izler taşıyan Kapadokya mutfağını denemeden olmaz. Bölgenin en ünlü yemeğiyse Testi Kebabı. Testi Kebabı; soğan, sarımsak, domates ve kuzunun ön kolundan hazırlanıyor. Ardından da ağzı patates ya da hamurla kapatılmış çömlekte pişiriliyor ve çömlek kırılarak servis ediliyor. Testi Kebabı dışında; Etli Yaprak Sarması, Gül Böreği, Sac Tava ve Düğün Çorbası da ağzınıza layık diğer Kapadokya lezzetleri. Bu muhteşem ziyafeti, Aside tatlısıyla ya da çömlekte yapılan sütlaçlarla sonlandırabilirsiniz.

Kapadokya’dan ayrılmadan önce, Avrupa’da kilosu binlerce Euro’dan satılan trüf mantarından; Zultanit ya da Onyx taşından yapılmış ürünlerinden; Avanos’tan çömlek ve Çeç Seramiğinden; üzüm suyunun sıkılarak un eklenmesiyle elde edilen Köftür tatlısından ve Derinkuyu ilçesinin Kaymaklı kasabasında üretilen kuru kaymaktan alabilirsiniz.

YAPMADAN GİTMEYİN

-      Kapadokya’da görülecek o kadar yer var ki. Dileriz, bu büyülü coğrafyaya gittiğinizde, her yeri görme fırsatınız olur. Yine de söylemek gerekirse; kayalara oyulmuş mağara evlerini, kiliseleri ve peribacalarını mutlaka görün. Derinkuyu ve Çavuşin’deki yeraltı şehirlerini de listenize ekleyin.

-      Kapadokya’nın gizemli havasını soluyabileceğiniz otantik mağara otellerinde konaklayın.

-      Uçhisar ve Ortahisar Kalelerini mutlaka ziyaret edin.

-      Ihlara Vadisi’nde doğa yürüyüşlerine katılın.

-      Sıcak hava balonuyla, bütün Kapadokya bölgesini kuş bakışı seyretmenin zevkini tadın.

-      Avanos’tan çanak çömlek ve onyx taşından yapılmış hediyelik eşyalardan almadan dönmeyin.

 

En Çok Pazarlık Yapılan Bölgeler